Delta Finans

Aşk Ekonomisi

Aşk Ekonomisi

Bir vakitler ölen bir adam vardı ve diğer tarafa vardığında bir melek onu selamladı. Yakında yalnızca iki butonla bir asansörde durdular; Biri cehennem amacıyla, öteki cennet amacıyla. “Önce hangisini görmek istersin?” Melek sordu. Adam bir an düşündü, “evvelce cehenneme bakalım” dedi. Melek butona bastı, asansör sayısızluk gibi gözüküyordu ama yakında kapılar cehenneme açıldı. Adamın gördüğü şey onu tamamiyle şok etti. Cehennemde bu olağanüstü uzun masa ve masada şimdiye kadar gördüğü en olağanüstü ziyafet oldu! Lezzetli görüntülü etler ve meyveler vardı ve dünya yemeklerini tamamiyle utanç durumuna getirdi.

Fakat masayı çevreleyen eşit derecede korkunç bir manzaraydı. Masanın çevresinde binlerce insan acı içersinde ağlıyordu. Adam daha yakından baktığında, hepsinin ağlamasının sebebinin çatallarının kollarından daha uzun olması ve yiyecekleri ağzına alamaması bulunduğunu gördü! “Beni buradan çıkar!” dedi adam, dayanamıyorum! Beni cennete götür! Melek mecbur kaldı ve yakında asansör süratle yükseliyordu. Sonunda cennete geldi, çan çaldı ve kapılar açıldı. Adam orada durdu. Hareket etmek amacıyla çok şok oldu. Ne gördüğüne inanamıyordu. Önünde, aynı lezzetli ziyafet ile cehennemdeki ile aynı masa vardı. Sonra onu gülümsetip tamamiyle şaşkınlıkla güldüren bir şey gördü. “Elbette!” O bağırdı. Masanın çevresine baktığında aynı miktarda insan gördü ama bu sefer acı çığlıkları yerine mutluluk çığlıkları duydu. İnsanlar da aynı uzun çatallara sahipti. Ama burada mühim bir fark vardı – birbirlerine hizmet ediyorlardı. ~ Yazar Bilinmiyor

Çözülmesi gereken problem Başlangıçta insan adamı fethetti. Bir takım bir şey isterse harp ilan ettiler, saldırdılar ve diğer bir takımtan aldılar. Sonunda bu dengelendi ve bir çıkmaz ya da küresel güç dengesine ulaştık. Mevcut kapitalist ekonomik sistemimiz bu tür kanaatnin en son evrimidir. İktidar dengesi hala kendini gösteriyor, bu türlikle iki takım birbirlerini basitçe fethedip hükmedemediklerinde, tedirgin bir ateşkes ve ticarete geri dönüyorlar. Fakat bu huzursuz barışta bile düşünce hala “müzakereler” ve diğer takımtan daha çok kazanma ve “kazanma” ya da “kazanma” amacıyla iş taktikleri kurgulamaya çalışmaktır.

Toplumumuz bu kanaat tarzını tamamiyle benimsedi ve şimdi sunarseniz kaybedeceğinize inanıyor. Bunu vermek yerine almalısın. Şimdi, nerdeyse her bireyin çevrelerindeki herkesi ve her şeyi almaya, elde etmeye, sermayeleştirmeye ve bundan faydalanmaya kendisini adamış bir toplumumuz var. Neredeyse her bireyin sıksık olarak, diğerlarının refahına saygı duymadan, huzur ve mutluluk bulma çabası içersinde, daha fazlasınu aradığı bir toplum. Birikmek amacıyla biriktirmeye dşayet veren bir toplum. Korku, kıtlık ve kusur ekonomimiz var. Gitmek amacıyla yeterli olmadığı inancına, inancın gerçekliğine dayanmıyor ve bu bizim gerçekliğimiz. Şu anda şirketlerimiz bu inanç düzeneğinin zirvesidir. Bunlar, her bireyin kusur inancının toplamıdır.

Kapitalizm bu denkleme dayanmaktadır. Kâr = satış-giderler. Herkesin bildiği gibi, masrafları olası bulunduğunca azaltmak ve maksimum kâr amacıyla satışları olası bulunduğunca arttırmaktır. Satışı yapılacak ürünü ya da hizmeti üretmek amacıyla lüzumlu olanlar ya da ürün ya da hizmeti üretmek amacıyla dünyaya geri verilmesi gereken masraflar bulunduğunu gider olarak düşünün. Buna bakmanın bir diğer yolu da giderlerin ne bulunduğudur. Kapitalist elinden geldiğince alabileceği en az miktarı vermek istiyor. Ve yalnızca bu değil, biriktirmek uğruna elde ettiği şeyi biriktirmek. Skor tutan şahıs ve şirketleriniz var. Kim en çok paraya sahip? Neden diye sormuyoruz? Neden bu kadar paraya gereksinimiz var? Sadece daha fazlasına sahipseniz, yalnızca tabiatı gereği daha iyi bulunduğu varsayılır.

Yani insanlar “Evet, ama bir milyar dolarım olsaydı dünyada çok iyi yapılabilirim.”

Evet, bu doğru olurdu ama soru şu, ne pahasına? Esasında, bu toplamı biriktirmek amacıyla sarfedilen sevgisiz yöntemlerden, onu vermenin hayırseverlik yararlarını çok çok ölçmek amacıyla çok çok hasar meydana gelebilirdi. Sevgisiz bir şekilde elde edilen parayı alabilmek ve sonra ona hayırsever bir namacıyla vermek deliliktir. Hasar esasen yapılmış. Biz buna “geri verme” diyoruz ama namacıyla ilk olarak “al”? Başlangıçta sevgimizi özgürce sunarsek, geri verecek bir şey yoktur. Onarım amacıyla rastgele bir hasar olmayacaktır.

Bu makineleri, aslında devasa bilgisayarları, şimdi yollarındaki her şeyi açgözlülükle tüketen şirketler olarak yarattık. Gezegendeki bir kanser gibi, bu makineler bizi yok edecek. Şirketlerimiz natural kaynaklarından tesisimizi çıkarır ve çevresi zehirler. Onlar, işçilere aşağılayıcı davranıyor, nerdeyse milyonlarca insanı asi ve ölüm hayatına köleleştiriyor. Kıyasıya iş taktikleri açgözlülüğü en yüksek dşayet olarak öğretir. Bu, ödediğimiz fiyattır ve bunu gelişme adına gerçekleştirme hatalıtır. Bu sistem devam edemez. İlgili aşk enerjisi hareketlilerini anlarsak, şu anda ekonomik olarak sahip bulunduğumuz şeyin bir kara delik bulunduğunu göreceğiz. İhtiyacımız olan şey bir güneş bulunduğunda. Kara delik nedir? Negatif bir güneş, çevresindeki her şeye emen bir yıldız, hem de ışık. Evren amacıyla açgözlü bir kapitalist. Bir yıldız olarak, bir sevgilidir. Işığını özgürce çevresindeki boşluğa sunar ve karşılığında hiçbir şey istemez. Güneşin dünyaya fatura gönderdiğini hayal edebiliyor musun! Öte yandan, bir kara delik hiçbir şey vermez ve her şeyi alır – kutup karşıtı. Güneşin aksine, kara delikli, haciz ve iflas kağıtları her vakit yakın! Bu benzetme kusursuz değil ama fikri anlıyoruz. Biz ve bizden inşa edilen kurumların güneşler, sevgi verenler, hayat verenler bulunduğu bir sistem istiyoruz. Şirketlerimiz naturaları gereği ölüm mekanizmalarıdır. Onların tek hedefi hayatı dokundukları her şeyden emmek, evet, birtakımlarımız karşılığında bir şeyler alıyoruz ama aslında hepimiz algılanan faydadan daha büyük bir bedel ödüyoruz. Güneşin dünyaya fatura gönderdiğini hayal edebiliyor musun! Öte yandan, bir kara delik hiçbir şey vermez ve her şeyi alır – kutup karşıtı. Güneşin aksine, kara delikli, haciz ve iflas kağıtları her vakit yakın! Bu benzetme kusursuz değil ama fikri anlıyoruz. Biz ve bizden inşa edilen kurumların güneşler, sevgi verenler, hayat verenler bulunduğu bir sistem istiyoruz. Şirketlerimiz naturaları gereği ölüm mekanizmalarıdır. Onların tek hedefi hayatı dokundukları her şeyden emmek, evet, birtakımlarımız karşılığında bir şeyler alıyoruz ama aslında hepimiz algılanan rastgele bir faydadan daha büyük bir bedel ödüyoruz. Güneşin dünyaya fatura gönderdiğini hayal edebiliyor musun! Öte yandan, bir kara delik hiçbir şey vermez ve her şeyi alır – kutup karşıtı. Güneşin aksine, kara delikli, haciz ve iflas kağıtları her vakit yakın! Bu benzetme kusursuz değil ama fikri anlıyoruz. Biz ve bizden inşa edilen kurumların güneşler, sevgi verenler, hayat verenler bulunduğu bir sistem istiyoruz. Şirketlerimiz naturaları gereği ölüm mekanizmalarıdır. Onların tek hedefi hayatı dokundukları her şeyden emmek, evet, birtakımlarımız karşılığında bir şeyler alıyoruz ama aslında hepimiz algılanan rastgele bir faydadan daha büyük bir bedel ödüyoruz. Bu benzetme kusursuz değil ama fikri anlıyoruz. Biz ve bizden inşa edilen kurumların güneşler, sevgi verenler, hayat verenler bulunduğu bir sistem istiyoruz. Şirketlerimiz naturaları gereği ölüm mekanizmalarıdır. Onların tek hedefi hayatı dokundukları her şeyden emmek, evet, birtakımlarımız karşılığında bir şeyler alıyoruz ama aslında hepimiz algılanan rastgele bir faydadan daha büyük bir bedel ödüyoruz. Bu benzetme kusursuz değil ama fikri anlıyoruz. Biz ve bizden inşa edilen kurumların güneşler, sevgi verenler, hayat verenler bulunduğu bir sistem istiyoruz. Şirketlerimiz naturaları gereği ölüm mekanizmalarıdır. Onların tek hedefi hayatı dokundukları her şeyden emmek, evet, birtakımlarımız karşılığında bir şeyler alıyoruz ama aslında hepimiz algılanan rastgele bir faydadan daha büyük bir bedel ödüyoruz.

Fakat toplum olarak bunu görmek istemiyoruz.

Örneğin, hepimizin bir parçası bulunduğumuz çok uluslu şirketlerimizin üçüncü dünya ülkelerinde nasıl etkinlik gösterdiğine bakın. Bozuk hükümet yetkililerine, natural kaynakları ya da işgücünü ağır bir şekilde söndürülmüş fiyatlarla çıkarmalarını gerçekleştiren kazançlı sözleşmeler yapmalarına rüşvet veriyorlar. Bu kaynaklar daha sonra bir şekilde ya da şekilde işlenir ve daha sonra karla satılır. Sonuç, bu ülkelerdeki yerli halkların fazlasınun tam yoksullik halindeyken, çok uluslu şirketler, kayıt ardından karlarla iş yapıyor. Hala çekişmeli bir ilişki. Hala fethediyor; yalnızca “küresel serbest pazar ekonomisi” nin kabul görmüş programı ile yapılır.

Bu kanaat biçimindeki problem, sevgi çemberinin kırılmış olmasıdır. İnsanlar ya vermekten korkuyorlar ya da almaya korkuyorlar zira kendilerine layık hissetmiyorlar. Yani olan şey ciddi bir kısa devre. Kendilerine olası bulunduğunca çok enerji yönlendirenler var ve enerji yine akmıyor. Bir daire değil, yalnızca düz bir çizgi ve yalnızca tek bir yoldan akıyor.

Bu süremez, zira kapitalizm tabiatı gereği nihayetinde alabilmek ve fethetmekle alakalıdir. En çok kazanmak amacıyla en azını vermekle alakalıdir. Ve bu namacıylale, sevgi yasalarına aykırıdır. Tam verimliliğine ulaştığında her bireyin varlıklı olacağı yalanını sıksık satan bir sistemdir. Çok çalışarak herkes bir milyoner olabilir. Kalıcı bir alt sınıf gerektiren bir sistemdir, aksi takdirde “düşük ücretli işleri” yapacaklardır. Birbirimizi avlamamızı gerektiren bir sistem. Avlanmak ve tüketilmek gibi et gibi birbirlerine bakmak. Birbirimize sıksık “Ondan ne alabilirim?” Sorusunu sormamızı gerektiren bir sistemdir.

Bu namacıylale, uzun vadede sürdürülebilir değildir. Mevcut durumuyla devam ederse ve şu anki temposunda geçmişin büyük bunalımları, durgunlukları ve devrimleri esnasında bulunduğu gibi yıkılacaktır. Ve parçalandığında, yalnızca ona bağımlı toplumlar parçalanmayacak, aynı vakitte gezegenimizin hayat veren sistemlerinin de parçalanması ve varlığımızı tehdit etmesi de olasıdür. (Birisinin küresel ısınma dediğini duydum mu?)

Kapitalizm bize iyi hizmet etti, rakip egoist çıkarlarımızla birbirimizi öldürmeden birbirimizle ticaret yapmamıza ve iletişim kurmamıza izin verdi. Sınırlı derecede çalışır, fakat kapitalizmin bizim amacıyla tek ve en iyi sistem bulunduğu fikriyle çalıştığı gerçeğini karıştırmamalıyız, zira değil. Şimdi bir toplum olarak evrim geçirip iletişimlerimizi bir ileri seviyeye, sevginin standardına taşımanın süreyi!

Efsanevi inançlar Şu anda toplumumuzun asli inançlarından biri, şayet daha çok para, uygun olarak bir milyon dolar elde edebilseydik, mutlu ve huzurlu olacağımızdan ve bütün problemlerımızın çözüleceğidir. Başka bir deyişle, cennete giden yolun bir ton paraya sahip bulunduğu öğretildi. Bu doğru değil. Cennete giden yol, armağanlarimizle birbirlerine yardım etmektir.

Diğer hatalı inanç, bir şeylerin gerçekleşmesi amacıyla çok çalışmamız gerektiğidir. Mücadele, her şeyin gerçek kaynağı olan Allah’dan ayrılmamızın yalnızca bir göstergesidir. Ona karşı Allah yerine çalıştığımız vakit hiçbir çaba sarf etmeden kafayarabiliriz.

Diğer hatalı inanç, birbirimizden ayrı bulunduğumuz ve bunun “kendisi amacıyla herkes” bulunduğudur. En kuvvetli olanın hayatta kalması. Kazanan hepsini alır. Eğer “kafayaracaksak”, kendimizi aramalı ve tepenin tepesine doğru harpmalıyız. Bu da hatalı, kimse yalnızca kendilerine yardım ederek çok uzağa gidemedi. Uzun vadede gelişme kaydeden toplumlar, insanların birbirlerine yardım ettiği toplumlardır.

Diğer hatalı inanç, çevrede gezmek amacıyla yeterli olmadığıdır. Birbirimize karşı dönmemize namacıyla bulunduğu amacıyla bu büyük ihtimalle en sinsidir. Gerçek şu ki, çevrede dolaşacak çok şey var, fakat armağanlarimizi koşulsuz olarak birbirimizle paylaşmayı öğrenirsek.

Yani insanlar yardım etmek istediklerinde bile “yeterli değil” diye yardım edemediklerini ve yardım ederlerse sahip olduklarını kaybedecekleri hallere sahipsiniz. Ve daha sonra işleri daha da kötüleştirmek amacıyla, bu inançlara sahip olanlardan her bireyin zararına yararlananlar var.

Bütün bu hatalı inançların kökü, evrendeki tek gerçek gücün ve nasıl çalıştığının anlaşılmamasıdır … aşkın gücü. Aşk bir daire içersinde gider. Dışarı çıkan şey geri geliyor. Her büyük din bundan bahseder. Ver ve alacaksın. Bu tam manasıyla doğrudur. Bazıları fakat o vakit verdikleri takdirde Allah’nın onları ödüllendireceğine, diğerları ise verdikleri takdirde iyi bir tatmin hissine sahip olacağına inanırlar. Hayır, aşk bundan daha kuvvetli bir güçtür. Verdiğiniz vakit VE almaya hazır bulunduğunuzda, hayat çemberi olan sevgi çemberini tamamlarsınız. Hayata bakın; hepsi büyük bir alma ve verme çemberi.

Aşk aslında nedir Aşk ekonomisi ile alakalı konuşmadan evvelce, aşkın aslında ne bulunduğu ile alakalı konuşmalıyız. Sevgi, sevdiklerinize karşı hissettiğinizden çok daha fazlasıdır. Bu ve çok daha fazlası. Her şeyden evvelce sevgi, evrenin dokusu olan hareketli enerjidir. Her şeyi bir arada tutan ve her şeyin problemsiz bir şekilde çalışmasını gerçekleştiren birleştirici enerjidir; Gezegenlerden makinelere, sistemlere, organizasyonlara ve insanlara. Sevgi tanrıdır. Siz aşksınız ve ilahi ilham armağanlariniz, sevgiyi dünyaya nasıl ifade edeceğinizdir. Kalite sevgidir. Şimdi aşkla alakalı olan şey birtakım yasalara uyması. Onlara sevgi yasaları diyelim. Ana olanlardan biri, sevginin olası bulunduğunca yardım etmek ve tedavi etmek amacıyla koşulsuz dışa doğru akmak isteyen şuurlu bir hayat enerjisi olmasıdır. Bu çok öz. Aşk yapmaz hiçbir şeye gereksinimiz yok. Aşk olası bulunduğunca serbestçe akmak ister. Sevgi olası bulunduğunca serbestçe aktığında buna koşulsuz sevgi denir, orada en kuvvetli sevgi türü vardır. Ne yazık ki, ekonomik düzeyde, toplumumuz şartlı sevgi ile çalışır. Birbirimizle yaptığımız ticari işlemlerimizi aşk enerjisi değişimi olarak görürsek, bu değişimlere koyduğumuz koşulların bir tür koşullu sevgi bulunduğunu görebiliriz. Bu aşk türü, ister şahsi ilişkileri ister iş ilişkileri olsun, koşulsuz sevgi kadar kuvvetli değildir. Birbirimizle yaptığımız ticari işlemlerimizi aşk enerjisi değişimi olarak görürsek, bu değişimlere koyduğumuz koşulların bir tür koşullu sevgi bulunduğunu görebiliriz. Bu aşk türü, ister şahsi ilişkileri ister iş ilişkileri olsun, koşulsuz sevgi kadar kuvvetli değildir. Birbirimizle yaptığımız ticari işlemlerimizi aşk enerjisi değişimi olarak görürsek, bu değişimlere koyduğumuz koşulların bir tür koşullu sevgi bulunduğunu görebiliriz. Bu aşk türü, ister şahsi ilişkileri ister iş ilişkileri olsun, koşulsuz sevgi kadar kuvvetli değildir.

Hediyelerimiz bizim sevgimizdir Anlamak mecburiyetinde bulunduğumuz şey, armağanlarımızın burada yeryüzünde ifade edilen aşkımız olmasıdır. Yani hediyeniz sanat ya da müzik ya da mühendislik ise ve bunu gerçeklştirmeyi sevdiğiniz şey bundan daha çok sevginizdir. Şimdi problem şu ki, toplumumuzda, bir hediyemiz bulunduğunda, düşünmek istediğimiz bir ileri şey, onunla nasıl geçim yapacağımızdır. Ve kapitalist bir toplumda hayat sürdürmekla alakalı bulunduğumuz amacıyla, “Tamam, armağanımla nasıl alabilirim” diye düşünüyoruz. “Nasıl geçim yapılabilirim.” “Nasıl para kazanabilirim.” “Nasıl hizmet edebilirim” diye düşünmüyoruz. Yine de bu çok mühim bir fark. Bu armağanlar sevgiden doğduğundan ve sevgiden oluştuğundan, hedefi dünyayı daha iyi duruma getirmeye yardımcı olmaktır.

Amaçları hizmet etmektir. Bu armağanlare sahip olmak bizi sevgi melekleri yapar. Hediyelerimizle diğerlarına hizmet etmek amacıyla buradayız. Sevincimiz, bu sevginin parasal malları elde etmemizden olası bulunduğunca özgürce akmasına izin vermektir. Şimdi armağanlarimiz amacıyla para almamamız lüzumluliğini söylemiyorum ve parasal şeylere sahip olmamamız lüzumluliğini söylemiyorum. Esasında bu şeyler armağanlarimizi dünyayla ne kadar özgür paylaşırsak o kadar süratli olur. Bırak aksın. Hediyelerimizi satabiliriz, fakat sevginin kalitesi ve özü ile daha uyumlu olan daha iyi bir yol var. Yapmak istediğimiz şey, bizden akan bu enerjiyle aynı hizada olmaktır. Aşk özgür olmak istiyor, bu yüzden onu bırakmalıyız.

Hediyelerimizi vermeliyiz.

Hepimiz biriz Evrenin asli yasasını anlamalıyız. Ver ve alacaksın. Sorun şu ki, diğer herkesle bağlantımız koptu. Yani birisine sunarsek bir şey kaybedeceğimizi hissediyoruz. Ama bu doğru değil. Esasında hepimiz biriz. Yani aslında, gerçek gerçeklik, şayet bir diğersına sunarsek, kendimize aslında sunariz. Aşk geri gelecek, yasa bu olmalı. Şimdi bir gecikme olabilir ve vakit alabilir ve beklediğimizden değişik bir biçimde ve tamamiyle değişik bir şekilde geri gelebilir, fakat meydana koyduğumuz sevgi bize geri dönecektir. Buna hediyemiz aşkı da dahildir. Öyleyse verin ve olası bulunduğunca koşulsuz verin.

Yardım isteyin Sormak en iyi yoldur, fakat mecburi değildir. Sormak, sevgi yasalarıyla uyumludur. Koşulsuz olarak verin ve sonra neye gereksiniminiz bulunduğunu ya da daha iyisi, yalnızca itimat. Bunu kiliseler ve diğer yardım kuruluşları ve kar hedefi gütmeyen toplumlarımızda görüyoruz. Onlar bu yeni ekonomi amacıyla duşlar. Özellikle oluşturulan soruların bağış isteme şeklinde yapıldığını görüyoruz ve bu problem değil. Hem de tavsiye edilen bir bağış da isteyebiliriz. Bağış yapılıp yapılmamasına bakılmaksızın, verdiği ürün ya da hizmet verildiği prosese problem olmaz. Birisi bağış ile alakalı “Yüz, yüz elli, elli yüz” diyen vaiz gibi çok şey yapsa bile. Bu, kapıda para şarj etmekten sayısız daha iyidir.

Pratik görünmeyebilir, fakat bunun sebebi şu anki sistemimizde uzun süredir yaşıyor olmamızdır. Sevgi sistemi ekonomisinde sunduğumuz amacıyla kaygan pazarlama yüzünden istemiyoruz. Artık müzik cd’si satın alabilmek yok, yalnızca eve gitmek ve hoşunuza gitmediğini keşfetmek ve sonra geri dönememek. Artık hile, baskı, aldatıcı satış taktikleri yok. Sadece dürüst şükran duyguları ile verme ve alma, sevgi olarak geri döndü. Bu yeni bir yol ve itimat ve inanç gerektirir. Bir kenardan dışarı çıkmalıyız. Ama en mühimsi, insanlarımıza olan inancı, kötülüğün değil, çoklıkla iyi olduklarını ifade eden bir inancı gerektirir. Dünyamız şu anda her erkek ve çocuğun bol ve kafayarılı bir hayat devam etmesi amacıyla gereksinim duyduğu her şeye sahiptir.

Güzel bir şölen Bir aile toplantısı düşünün. Nasıl organize edilir? İnsanlar çevresi ararlar ve herkes bir şey getirmeyi kabul eder ve her bireyin sevgisini getirdiği ve sevgisini paylaştığı güzel bir şölen. Şimdi, insanların yiyecek yerine detaylı armağanlarini getirip getirmediklerini düşünün. Ve 30 ya da 100 şahıslik ufak bir aile yerine binlerce ve milyonlarca şahıslik bir aile. Farklı değil. Ama hayır diyorsun, birisi halden faydalanır. Evet, birtakımları olabilir, fakat her ne vakit paylaşılırsa ve bundan faydalanacak her şey amacıyla bol miktarda var mı? Dene?

Ürününüz ya da hizmetiniz amacıyla bir ücret alabilmek yerine, bedava olarak vermeyi ve bunun yerine bağış istemeyi deneyin. İlk başta parasal olarak varlıklı görünmeyebilir, fakat diğerlarının sevgisinden varlıklıleşmesinin anlık neticelerini göreceksiniz. Ve hissedeceksin zira sevginin senden diğerlarına yayıldığını hissedeceksin. Size geri dönecek. Sadece vermeye odaklanın. Eğer aslında takılırsanız yardım isteyin. Sevgi dolu bir verme ve sevme çemberi burada meydana çıkarmaya çalıştığımız şeydir.

Yapmayı sevdiğiniz şeyleri özgürce paylaşın Sevgi esasen her birimizin içersinde esasen var ama hatalı konfigürasyonumuz var. Şu anda ekonomimiz bir elektrik dönemi gibiyse, sahip olunan konfigürasyonunda çok verimsizdir. Sevgi ekonomisi ile doğru konfigürasyonunda olacak ve çok daha etkili çalışacaktır. İnsanlar gerçekleştirmekten hoşlandıkları şeye yönelecekler zira kimse gerçekleştirme istemediklerini gerçekleştirme mecburiyetinde kalmayacak. İnsanlar memnuniyetle daha fazlasınu paylaşacaklar zira sevdiklerini yapacaklar ve bu gerçeğin tabiatı gereği sevgilerini olası bulunduğunca paylaşmak isteyecekler. Örneğin, birtakımları bahçeyi sevebilir ve hasat yaptıklarında insanlar gelip birtakım ödüller isteyebilirler ve yaratımlarını onlarla paylaşmaktan mutluluk duyacaklardır.

Bu, fazlası insanın hayatta kalma korkusundan nefret ettikleri ya da tolere ettikleri sefil mesleklerde terledikleri ve süzüldükleri şeyden tamamiyle değişikdır. Bu tesisimizin fazlası. Tabii ki bu tür bir halde insanlar kendilerini umutsuz hissediyorlar. Örneğin, birisi nerede yürümek ve bir çiftçilikten nefret ettiği bir çiftlikten birtakım hasat isterse – Bilirsiniz, çiftçinin uzun ve sert çalışmasını ve mahsulü getirmek amacıyla çok acı çekmesi lüzumluliğini biliyorsunuz. Ya da bunun yerine, çiftçi uzun ve sert çabalamak ve mahsulü meydana çıkarmak amacıyla acı çekmek amacıyla bir takım yoksul umutsuz ruh öder. Tabii ki, bu tür bir halde, çiftçi sinirli ve sinirli sinirli hissederdi. “Hayır, sana hiç veremem! Bu yemeği gerçekleştirme amacıyla uzun ve çok çalışmak mecburiyetinde bulunduğumu bilmiyor musun? Buraya girip bu tür istemek amacıyla kimsin! Bunu yapılabilir miyiz? Kesinlikle! Bunu yapılabilir miyiz? Kesinlikle!

Sevgi Ekonomisi “Ah, aşkın parayla nasıl bir teması olabilir?” Diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama şayet yalnızca aşkın ne bulunduğunu bilseydik. Bütün evrene rehberlik eden ve destekleyen kuvvetli bir enerjidir. Evren, sevgi iplikleriyle yapılır. O her yerde. Ve biz bunun bir parçasıyız. Bu Allah ve biziz. Şimdi sevgiyi akıllıca kullanmayı ve bir toplum olarak büyümeyi öğrenmenin süreyi geldi. Fark ettiğimizden çok daha fazlasıyız. Şu anda çok şey yapabiliyoruz, ama bir toplum olarak korku içersinde kafesteyiz. Korkudan kurtulmalıyız.

Şimdi defteri kebirin olumlu yönüne bakalım. Aşk ekonomisi. Aynı denkleme bakalım. Kâr = satış – giderler. Aynı doğru gözüküyor ama anlamanız gereken kritik fark tutum. Verme tutumu. Buna hizmet modeli diyelim. Kâr hedefi gütmeyen kuruluşlarımızın fazlasınun numune teşkil ettiği hizmet modelinde. Gider hedefi bundan sonra ürünleri gerçekleştirme amacıyla geri verdiği amaç değildir. Ama şimdi daha fazlasınu vermek amacıyla lüzumlu olan şey bu. Çünkü hizmet organizasyonunun hedefinı vermektir. Bu yüzden bu organizasyon masrafları amacıyla para alabilir. Bu masrafın tek hedefi, olası bulunduğunca diğerlarına hizmet etmektir. Toplum olarak anlamadığımız şey, bunun daha iyi bir yol bulunduğudur. Şu anda kâr hedefi gütmeyen kuruluşların ve hayır kurumlarının istisnalar bulunduğunu düşünüyoruz; Sistemdeki delikler, bedava kurumsal düzenin yönetim edemeyeceği şeylerle ilgileniyor. Anlamadığımız şey geriye doğru sahip bulunduğumuzdur. Bu sistem, kar hedefi gütmeyen hizmet modeli ile bütün problemlerımızı ve daha fazlasınu halledebilmektedir. Toplumu yok edecek ve problemlere yol açacak kapitalist her türlü yaklaşımı benimsiyor.

Farkı verme tutumudur ve bütün farkı yaratır. Adam Smith, insanların oldukça açgözlü olmaları, kıt kaynaklar olarak adlandırılan harplar ve kavgaların en iyi neticesi vereceği fikriyle bizi hatalı yola soktu. Evet, bir netice üretiyor, muhabereden yoksun, ama en iyi neticetan çok uzak. Daha iyi sistemler var ama ne yazık ki Adam Smith dünyaya geldiği vakit umutsuzca bu karanlık ekonomik yola doğru ilerliyordu. Şu an sahip bulunduğumuz, kimsenin kimseye aslında itimatmediği ve açgözlülüğün günü yönetmekte bulunduğu bir sistem. Her şey kazanan her şeyi alabilmekla alakalıdir. Bu esasen hayat sürdürmek gibi mi geliyor? Hayır değil. Ne bir aile yemeği yedik ama bir potluck yerine kimse kimsenin yemeğini özgürce numune olabilir dedi. Sadece ticaret yapılabilirlerdi. Olmaz Çok keyifli bir akşam yemeği olmaz mıydı? Bu bizim sahip bulunduğumuz cinsten bir aile.

Sonuç olarak konuşalım. Bir şirkette ya da işte kâr ya da zarar gelir. Bir işletme, “Ne kadar para biriktirdik? Ne kadar aldık? Ne kadar aldık?” Diye soruyor.

Hizmet modelinde, işletmek amacıyla paraya gereksinim duysalar da, değişik bir alt çizgiyle çalışırlar. Buna yüksek hat diyelim. Daha yüksek uygunlere, daha yüksek düşüncelere, daha yüksek dşayetlere, yüksek hizmet hattına dayanan bir hat. Ve bu çizgi ya da kâr bugün kaç şahsa hizmet ettiğimiz ve onlara ne kadar iyi hizmet ettiğimizle alakalıdir. Bu, ne kadar verdik, ne kadar yardım ettik. Sevgi yasalarıyla uyumlu olan bu tutumdur.

Aşk tamamiyle hizmetle alakalıdir. Sevginin yalnızca dünyaya çıkmak ve yardım etmek istediği hiçbir şeye gereksinimi yoktur. İşte özü budur. Öyleyse sevginizi, armağanlariniz ve daha fazlası şeklinde bırakın ve hepimiz bunun amacıyla çok daha varlıklı olacağız.

Dünyayı sevgimizle iyileştirmeliyiz Dünyamızda farkında olmadığımız ciddi problemler var ve bu problemlere uyanmamız gerekiyor. Bazılarımız uyuyor ve neler olup bittiğinin farkında bile değiliz. Bir yandan hayal etme gerçek potansiyelimize uyanmak mecburiyetindeyız, öte yandan bu gezegendeki olumsuz durumların gerçek gerçekliğine uyanmak ve yaratmaya yardımcı olmak mecburiyetindeyız, fakat o vakit değişmeye başlayabiliriz o. Bir köle onun bir köle bulunduğunu anlayana kadar özgür olamaz. Etrafımızdaki dünyanın “bulunduğu gibi” bulunduğunu ya da iyi bulunduğunu ya da bu hususta yapabileceğimiz hiçbir şeyin olmadığını düşündüğümüz prosese, esaret içersinde hayataya devam edeceğiz. Bununla kafaya çıkmak ve tam olarak kavramak çok zordur. Gereksinim duyulan tek şey, neyin olası bulunduğu ile alakalı kanaatlerimizi değiştirmemiz.

Bu toplumumuz, sayısız ihtimal alanından yalnızca bir ihtimaltır; daha iyisi amacıyla değiştirilebilir. Fakat bunun değişmesinin olası bulunduğunu ve bu değişimi etkilemeye yardımcı olabileceğimizi anlamalıyız. Bunun anahtarlarından biri, dünyanın ne olabileceğine dair daha iyi bir vizyona sahip olmak ve armağanlarimizin, bu vizyonu gerçeğe dönüştürecek aşk bulunduğunu fark etmektir.

Merhaba! Benim adım William Spiritdancer ve Seattle Washington’da yaşayan ve yaşamın Ruhu, Sanatı ve Amacı’nı öğreten bir kuruluş olan Dream Power’ın kurucusuyum. Http://MyDreamPower.com adresinden daha fazla bilgi edinin .

Makale Kaynağı: https://EzineArticles.com/expert/William_Spiritdancer/416875

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ